Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması Hakkında Bilgi Bülteni
- Giriş
İklim değişikliği ile mücadele amacıyla geliştirilen düzenleme araçları, günümüzde özellikle gelişmiş ülkelerin çevre politikalarının temel bileşenlerinden biri haline gelmiştir. Bu kapsamda karbon kredileri, emisyon ticaret sistemleri (ETS) ve sınırda karbon düzenleme mekanizmaları (SKDM), gerek uluslararası hukuk gerekse ulusal mevzuat düzeyinde öne çıkan düzenleme araçları arasında yer almaktadır.[1]
Türkiye’nin iklim politikaları, uluslararası taahhütleri ve ulusal kalkınma hedefleri doğrultusunda, ulusal mevzuatın da önünde giden bir ivmeyle şekillenmektedir. Bu kapsamda, 2009 yılında Kyoto Protokolü’ne ve 2021 yılında Paris İklim Anlaşması’na taraf olunması önemli kilometre taşlarıdır. Yine, 9 Temmuz 2025 tarihinde yürürlüğe giren İklim Kanunu[2] ile bu yaklaşım yasal bir çerçeveye kavuşturulmuş ve bağlayıcı hedefler öngörülmüştür.
İşbu bilgi bülteninde, özellikle Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM) odağında olmak üzere, söz konusu sistemlerin hukuki çerçevesi ele alınmaktadır.
- Emisyon Ticaret Sistemi (ETS) Hakkında
Emisyon Ticaret Sistemi, sera gazı salımlarına belirli bir üst sınır getirilmesi ve bu sınır dâhilindeki emisyon haklarının piyasa koşullarında alınıp satılmasına dayanan bir mekanizmadır. Türkiye’de karbon piyasalarının işletilmesi ve idaresi Enerji Piyasaları İşletme A.Ş. (EPİAŞ) tarafından yürütülmektedir.
Avrupa Birliği’nde ETS uygulaması, bazı sektörlerde üretim maliyetlerinin artmasına yol açmıştır. Bu durumun Birlik içi üreticiler açısından rekabet dezavantajı yaratmasını önlemek ve AB üyesi olmayan ülkeleri de iklim politikalarına uyum sağlamaya teşvik etmek amacıyla, 2026 yılı itibarıyla Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM) uygulamaya alınmıştır.
Bu yönüyle SKDM, ETS’nin sınır ötesi ticarete yansıyan tamamlayıcı bir unsuru olarak tasarlanmıştır. Mekanizma kapsamında, AB’ye ithal edilen ürünler için, AB içindeki üreticilerin katlandığı karbon maliyetine eşdeğer bir bedelin ithalatçıdan tahsil edilmesi öngörülmektedir.
- SKDM ile Türkiye’nin Uyum Süreci Hakkında
SKDM’nin temel amacı, AB içi üretim ile ithal ürünler arasındaki karbon maliyetlerini dengelemektir. Bu çerçevede ETS kapsamında oluşan karbon fiyatlandırması ithalat aşamasına da yansıtılmakta; böylece karbon maliyetinin bir kısmı ithalatçılar üzerinde bırakılmaktadır.
Çifte yükümlülük doğmaması amacıyla, menşei ülkede ödenmiş karbon bedellerinin SKDM sertifikaları yoluyla mahsup edilmesine imkân tanınmaktadır.
Mekanizma, üretim sürecinde yüksek karbon salımı gerçekleştiren ürünleri mali bir yükümlülükle karşı karşıya bırakarak, AB dışındaki ülkelerde de düşük karbonlu üretim modellerini teşvik etmeyi hedeflemektedir. Türkiye’nin dış ticaretinde AB ülkelerinin önemli bir paya sahip olması nedeniyle, SKDM’nin Türk ihracatçıları üzerinde doğrudan etkiler yaratacağı açıktır.
İlk aşamada demir-çelik, çimento, alüminyum, gübre, hidrojen ve elektrik üretim (yenilenebilir enerji kaynakları üretimler hariç olmak üzere) sektörleri SKDM kapsamına alınmıştır. Bu sektörlerde üretim yapan ve AB’ye ihracat gerçekleştiren firmalar bakımından sisteme uyum fiilen zorunlu hâle gelmiştir. Buna karşılık, yenilenebilir enerji kullanarak üretim yapan firmalar için karbon kredisi satışı yoluyla ek gelir elde etme imkânı da ortaya çıkmaktadır.
1 Ocak 2026 tarihi itibarıyla SKDM’nin tam olarak uygulanmaya başlamasıyla birlikte, kapsama giren ürünlerin AB’ye ithalatında, ürünün içerdiği emisyon miktarına karşılık gelen SKDM sertifikalarının temin edilmesi zorunlu hâle gelmiştir. Bu çerçevede karbon emisyonlarının hesaplanması, raporlanması ve doğrulanması artık hukuki bir yükümlülük niteliği taşımaktadır.
Emisyon hesaplamaları, belirli teknik yöntem ve standartlara göre yapılmakta; doğrudan emisyonlar ile üretimde kullanılan girdilerden kaynaklanan gömülü emisyonlar ayrı ayrı değerlendirilmektedir. Beyan edilen emisyon verilerinin, AB tarafından yetkilendirilmiş bağımsız denetmen kuruluşlarca onaylanması ise mevzuat gereği zorunludur.
- Sonuç ve Tavsiyeler
Artan sanayileşme ve enerji ihtiyacının hâlen büyük ölçüde fosil yakıtlara dayalı olarak karşılanması, küresel ısınmanın etkilerini artırmaktadır. Bu bağlamda karbon fiyatlandırması, iklim değişikliğiyle mücadelede hem hukuki hem de ekonomik açıdan etkili bir araç olarak öne çıkmaktadır.
Avrupa Birliği, ETS ve SKDM’yi birlikte uygulayarak karbon maliyetlerini sınır ötesi ticarete de yansıtan bütüncül bir sistem kurmuştur. Bu sistem kapsamında, AB’ye ithal edilen ürünler bakımından, AB içi üreticilerin katlandığı karbon maliyetine eşdeğer bir bedelin Birlik dışı üreticilerden tahsil edilmesi mümkün hâle gelmiştir.
Karbon kredilendirme ve vergilendirme sistemlerinin devletler açısından aynı zamanda önemli bir gelir kaynağı olduğu da dikkate alınmalıdır. Türkiye’de bu alandaki mevzuat çalışmalarının henüz tamamlanmamış olması, özellikle kapsama giren sektörler bakımından karbon piyasalarına erken uyum sağlamanın stratejik önemini artırmaktadır.
Bu çerçevede, ihracatçı firmaların emisyon raporlama ve veri toplama altyapılarını güçlendirmeleri ve karbon piyasalarında oluşabilecek fiyat dalgalanmalarına karşı önleyici stratejiler geliştirmeleri önem taşımaktadır. Türk hukukunda, AB mevzuatıyla uyumlu şekilde karbon vergisi ve benzeri mali yükümlülüklerin gündeme gelmesi kuvvetle muhtemeldir. Ayrıca AB uygulamasında olduğu gibi, SKDM kapsamına alınan sektörlerin zaman içinde genişlemesi de beklenmektedir.
Son olarak, SKDM kapsamındaki emisyon hesaplamalarının ciddi teknik bilgi ve uzmanlık gerektirdiği unutulmamalıdır. Hatalı beyan veya eksik uygulamalar, telafisi güç mali ve hukuki sonuçlar doğurabileceğinden, sürecin alanında uzman ekiplerle yürütülmesi büyük önem taşımaktadır. Karbon fiyatlarının arz-talep dengesi doğrultusunda belirlendiği dikkate alındığında, piyasa zamanlamasına ilişkin uzman görüşlerinden yararlanılması hem karbon kredisi satan hem de satın alan firmalar açısından maliyet ve kârlılık dengesinin sağlanmasında belirleyici olacaktır.
Saygılarımızla,
Gülaç Hukuk Bürosu
[1] Karbon Kredisi ve Karbon Sertifikası Kavramları: İklim Kanunu ile Türk hukuk sistemine dahil edilen karbon kredisi; sera gazı emisyonlarını azaltıcı nitelikteki projeler sonucunda ortaya çıkan ve bir ton karbondioksit eşdeğeri (CO₂e) emisyonu temsil eden, devredilebilir ve ekonomik değere haiz bir varlık olarak tanımlanabilir.
[2] Bkz: 7552 sayılı İklim Kanunu