12. Yargı Paketi Hakkında Bilgi Bülteni
- Giriş
31 Temmuz 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan 7589 sayılı Yargının Etkin ve Verimli İşlemesine Yönelik Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun (“Kanun”) ile icra ve iflas hukuku, idari yargılama ile özel hukuk yargılaması başta olmak üzere birçok alanda önemli değişiklikler yapılmıştır.
Kanun ile getirilen düzenlemelerin bir kısmı doğrudan yargılama sürelerinin kısaltılmasına ve kanun yolu sisteminin yeniden şekillendirilmesine yönelik olup, özellikle HMK’da yapılan değişiklikler dava açma ve talep artırma stratejileri bakımından uygulamada önemli sonuçlar doğurabilecek niteliktedir.
Bu bilgi bülteni kapsamında, Kanun ile getirilen düzenlemeler arasından özel hukuk uyuşmazlıkları ve dava pratiği bakımından öne çıkan değişiklikler ele alınmaktadır.
- Belirsiz Alacak Davasının Kaldırılması ve Kısmi Davaya İlişkin Yeni Düzenleme
Kanun’un getirdiği en büyük değişikliklerden biri, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (“HMK”) belirsiz alacak davasını düzenleyen hükmünün yürürlükten kaldırılması olmuştur.
Bununla birlikte Kanun ile HMK’ya yeni bir hüküm eklenmiştir. Buna göre, alacağın yalnızca bir kısmının dava edildiği durumlarda talep miktarı, aynı davada bir defaya mahsus olmak üzere, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın tahkikatın sona ermesine kadar artırılabilecektir. Düzenlemenin özellikle dikkat çeken yönü, artırılan kısım bakımından zamanaşımının artırım tarihinde değil, davanın açıldığı tarihte kesilmiş sayılacak olmasıdır.
Belirsiz alacak davasının kaldırılması ve HMK’ya getirilen yeni düzenleme birlikte değerlendirildiğinde, özellikle alacak veya tazminat miktarının bilirkişi incelemesi ya da yargılama sırasında ortaya çıkan tespitler sonucunda belirlenebildiği uyuşmazlıklarda, kısmi davanın uygulamadaki öneminin artacağı açıktır. Bu kapsamda, yeni düzenlemenin dava türünün ve talep miktarının belirlenmesi bakımından dava stratejisi üzerinde de doğrudan etkili olması beklenmektedir. Yeni düzenlemenin uygulamadaki sınırlarının yargı kararlarıyla şekillenmesi beklenmektedir. Yürürlükten önce açılmış belirsiz alacak davaları ise eski düzenlemeye göre görülmeye devam edecektir.
- Kanuni Faiz Oranının Belirlenme Yöntemine Getirilen Değişiklikler
Bir diğer önemli değişiklik, 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun’da yapılmıştır. Buna göre, faiz oranının sözleşmeyle belirlenmediği hallerde kanuni faiz, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının önceki yılın 31 Aralık tarihinde kısa vadeli kredi işlemlerinde uyguladığı reeskont oranının yüzde sekseni üzerinden hesaplanacaktır. 30 Haziran tarihindeki reeskont oranının, önceki yılın 31 Aralık tarihindeki orandan beş puan veya daha fazla farklılaşması halinde ise yılın ikinci yarısında 30 Haziran tarihinde geçerli olan reeskont oranının yüzde sekseni esas alınacaktır.
Bu düzenleme ile kanuni faiz oranı, piyasa koşullarındaki değişimlere göre dönemsel olarak farklılaşabilecek bir yapıya kavuşmuştur. Bu durum, özellikle uzun süren alacak ve tazminat uyuşmazlıklarında faiz hesabının ilgili dönemler dikkate alınarak yapılmasını gerektirecektir. Ayrıca, sözleşmelerde uygulanacak faiz oranının açıkça belirlenmesi, taraflar açısından öngörülebilirliğin sağlanması bakımından daha da önem kazanacaktır.
- Bedensel Zarar ve Destekten Yoksun Kalma Tazminatlarında Faiz Başlangıcı
Kanun ile Türk Borçlar Kanunu’na çalışma gücünün azalması veya kaybından doğan zararlar ile destekten yoksun kalma zararlarının hesabına ilişkin yeni hükümler eklenmiştir.
Yeni düzenleme ile tazminat hesabında, zarar görenin veya desteğin kazancının bilindiği dönem ile kazancının bilinemediği dönem arasında faiz başlangıcı bakımından ayrım yapılmıştır. Buna göre, kazancın bilindiği döneme ilişkin olarak hesaplanan tazminata haksız fiilin veya zarar doğuran olayın gerçekleştiği tarihten itibaren; kazancın bilinemediği döneme ilişkin tazminata ise karar tarihinden itibaren kanuni faiz uygulanacaktır.
Bu düzenleme, özellikle trafik kazaları, iş kazaları ve ölüm veya bedensel zarar nedeniyle açılan tazminat davalarında faiz hesabının artık dönemsel olarak ayrıştırılmasını gerektirecektir. Söz konusu değişiklik, Kanun’un yürürlüğe girdiği tarihten sonra meydana gelen haksız fiiller veya zarar doğuran olaylar bakımından uygulanacaktır.
- Duruşmalar Arasında Süre Sınırı
Kanun’un yargılamaların hızlandırılması bakımından en dikkat çekici değişikliklerinden biri, duruşmalar arasındaki sürenin kural olarak üç ayla sınırlandırılmasıdır. Kanun ile HMK’ya eklenen hüküm uyarınca, duruşmalar arasındaki süre üç aydan fazla olamayacaktır. Bilirkişi incelemesinin uzaması veya istinabe yoluyla tahkikat işlemlerinin yürütülmesi gibi zorunlu hallerde ise hâkim, gerekçesini belirtmek suretiyle daha uzun bir süre belirleyebilecektir.
Düzenleme, özellikle uygulamada yargılamaların uzamasına neden olan uzun duruşma aralıklarının azaltılması bakımından önem taşımaktadır. Nitekim, yargılamanın makul sürede sonuçlandırılması, gerek usul ekonomisinin sağlanması gerekse uyuşmazlıkların gereksiz gecikme olmaksızın çözüme kavuşturulması bakımından adil yargılanma hakkının önemli unsurlarından biridir.
Bu nedenle üç aylık sürenin, zorunlu haller dışında duruşmaların uzun tarihlere bırakılmasının önüne geçerek yargılamaların daha düzenli ve etkin şekilde yürütülmesine katkı sağlaması beklenmektedir.
- İstinaf Sonrasında Verilen Kararlarda Temyiz İmkânı
Kanun ile HMK’ya yeni bir hüküm eklenerek, bölge adliye mahkemesinin istinaf başvurusunu kısmen veya tamamen kabul edip yeniden esas hakkında karar verdiği hallerde temyiz imkânı genişletilmiştir.
Buna göre, BAM’ın istinaf başvurusunu kısmen veya tamamen kabul ederek yeniden esas hakkında verdiği kararlarda, kabul edilen veya reddedilen kısmın miktar veya değer itibarıyla istinaf parasal sınırını aşması halinde temyiz yoluna başvurulabilecektir. Ancak BAM tarafından verilen kararın temyiz parasal sınırının altında kalması ve ilk derece mahkemesi kararı ile BAM kararı arasındaki farkın da istinaf parasal sınırını aşmaması hâlinde temyiz yolu kapalı olacaktır. Benzer şekilde, temyiz sınırının altında kalan ve yalnızca yargılama gideri veya vekâlet ücretine ilişkin olan kararlar da temyiz edilemeyecektir.
Düzenleme, özellikle ilk derece mahkemesi kararının istinaf aşamasında önemli ölçüde değiştirilmesi halinde, tarafların BAM tarafından verilen yeni hükmü Yargıtay denetimine taşıyabilmesine imkân sağlaması bakımından önem taşımaktadır.
- Ortaklığın Giderilmesi Suretiyle Satışlarda Mirasçılara Öncelik
Kanun ile İcra ve İflas Kanunu’nda yapılan değişiklik uyarınca, tüm maliklerin taşınmazı miras yoluyla edinmiş olması ve mirasçılar dışında üçüncü bir kişinin mülkiyet hakkının bulunmaması halinde, ortaklığın satış suretiyle giderilmesine karar verilirse ilk artırma yalnızca malik mirasçılar arasında gerçekleştirilecektir. Bu artırmada teklifin muhammen kıymetin yüzde yüzünü karşılaması gerekmektedir. İlk artırmada satışın gerçekleşmemesi hâlinde ise ikinci artırmada genel usule dönülecektir.
Düzenleme ile miras kalan taşınmazın doğrudan üçüncü kişilere satılmasından önce mirasçılara taşınmazı kendi aralarında edinme imkânı tanınmaktadır. Bu yönüyle değişiklik, miras yoluyla intikal eden taşınmazların mümkün olduğu ölçüde mirasçılar arasında kalmasını ve ortaklığın giderilmesi sürecinde mirasçılara öncelik verilmesini amaçlayan bir düzenleme niteliğindedir.
Ayrıca ihale bedelini süresi içinde yatırmayan en yüksek teklif sahibine, teklif ettiği bedelin yüzde beşi oranında idari para cezası uygulanması öngörülmüştür. Bu düzenleme ile ihale sürecinde caydırıcılığın artırılması ve sonuçsuz kalan tekliflerin önüne geçilmesi hedeflenmektedir.
- Sonuç ve Genel Değerlendirme
7589 sayılı Kanun ile farklı yargı alanlarında çok sayıda değişiklik yapılmış olmakla birlikte, özel hukuk ve dava pratiği bakımından özellikle belirsiz alacak davasının kaldırılması, kısmi davada talep artırımına ilişkin yeni düzenleme, kanuni faiz oranının belirlenme yönteminin değiştirilmesi ve duruşmalar arasındaki sürenin üç ayla sınırlandırılması öne çıkmaktadır.
Getirilen düzenlemeler bir bütün olarak değerlendirildiğinde, yargılama süreçlerinin hızlandırılması ve usul ekonomisinin güçlendirilmesinin yanı sıra, tarafların kanun yollarına erişimi ile alacak ve tazminat taleplerinin ileri sürülmesine ilişkin usulün yeniden şekillendirildiği görülmektedir. Özellikle HMK’da yapılan değişikliklerin kanun yolu stratejileri bakımından uygulamaya doğrudan etkili olması beklenmektedir.
Saygılarımızla,
Gülaç Hukuk Bürosu