Karbon Kredilendirme ve Denkleştirme ile Türkiye Emisyon Ticaret Sistemi Taslak Yönetmelikleri Hakkında Bilgi Bülteni
- Giriş
Avrupa Birliği’nde üretim ve ithalat yapan firmaların, üretim süreçlerinde ortaya çıkan sera gazı emisyonları bakımından belirli yükümlülüklere tabi tutulması, Birlik içindeki üreticiler ve ithalatçılar açısından maliyet artışına yol açmaktadır. Bu kapsamda, üretim aşamalarında ortaya çıkan doğrudan emisyonlar ile üretimde kullanılan elektriğin üretiminden kaynaklanan dolaylı emisyonlar dikkate alınarak, kapsama giren firmalardan zorunlu tahsisatlar talep edilmektedir. Sınırda Karbon Denetleme Mekanizması (“SKDM”) düzenlemeleri ile bu karbon maliyetinin bir kısmının AB dışındaki üreticilere ve ihracatçılara yansıtılması öngörülmektedir.
Bu nedenle Türkiye, ihracat hacminin olumsuz etkilenmemesi amacıyla başta Avrupa Birliği olmak üzere dünyada kurulan emisyon ticaret sistemleriyle[1] (ETS) uyumlu mevzuat ve uygulamaları hayata geçirmeye yönelmiştir. Bu çerçevede hazırlanan taslak yönetmeliklerle, ulusal karbon piyasasının oluşturulması ve ihracatçıların yeni sisteme uyum sağlaması amaçlanmaktadır. İşbu bültende, söz konusu yönetmeliklerin kapsamı ile ihracatçılar açısından doğurabileceği sonuçlar ele alınmaktadır.
- Taslak Yönetmelikler Hakkında
İklim Değişikliği Başkanlığı’nın resmî internet sitesinde yayımlanan taslaklar doğrultusunda, Karbon Kredilendirme ve Denkleştirme Yönetmeliği ile Türkiye Emisyon Ticaret Sistemi Yönetmeliği’nin kısa vadede yürürlüğe girmesi öngörülmektedir[2].
Türkiye Emisyon Ticaret Sistemi’nin (TR-ETS) işleyişine ilişkin usul ve esasların belirlenmesi amacıyla ikincil mevzuata ihtiyaç duyulmaktadır. TR-ETS’nin kapsamı, başlangıç ve uygulama dönemleri, tahsisat yöntemleri ve yükümlülük mekanizmaları gibi temel tasarım unsurlarını düzenleyen alt mevzuatın oluşturulması planlanmaktadır[3].
İklim Kanunu ile birlikte, sera gazı emisyonlarının azaltılmasında temel politika araçlarından biri olarak zorunlu karbon piyasası niteliğindeki Türkiye Emisyon Ticaret Sistemi’nin kurulması öngörülmüş; ayrıca gönüllü karbon piyasaları ile Paris Anlaşması kapsamında tanımlanan uluslararası karbon piyasalarına ilişkin düzenlemelerin yapılacağı hükme bağlanmıştır[4].
Bu doğrultuda, ETS kapsamında işlem yapılabilmesi için Taslak Karbon Kredilendirme ve Denkleştirme Yönetmeliği ile ulusal karbon kredilendirme sisteminin esaslarının belirlenmesi amaçlanmaktadır. Türkiye piyasasını oluşturacak TR-ETS’nin ise Türkiye Emisyon Ticaret Sistemi Yönetmeliği ile düzenlenmesi planlanmaktadır.
Söz konusu düzenlemeler ve kurulacak karbon piyasası, ihracatçılar açısından SKDM kapsamında doğabilecek maliyetleri azaltma ve yeni finansal piyasalarda aktif rol alma fırsatı sunmaktadır. Bu gelişmeleri yakından takip eden ve gerekli hazırlıkları yapan piyasa aktörleri için önemli fırsatlar söz konusu iken, sürece geç uyum sağlayan firmalar bakımından ciddi mali riskler ortaya çıkabilecektir.
- Sonuç ve İhracatçılara Yönelik Öneriler
Yerli ihracatçıların uluslararası ticarette rekabet güçlerini koruyabilmeleri için ilgili süreci uygulamaya geçilmeden önce yakından takip etmeleri ve gerekli hazırlıkları yapmaları büyük önem taşımaktadır. 2026 yılı itibarıyla SKDM çerçevesinde ödemelerin teorik olarak bir yıl ertelenmiş görünmesine rağmen, 1 Ocak 2026 tarihi itibarıyla karbon emisyonlarına ilişkin raporlama yükümlülüğünün başladığı unutulmamalıdır. Özellikle demir-çelik, alüminyum, çimento, gübre ve elektrik sektörleri başta olmak üzere kapsama giren sektörlerin zaman içinde genişlemesi beklenmektedir.
AB’deki ithalatçı firmalar, ticari ilişkileri kapsamında karbon maliyetlerini şimdiden talep etmeye başlamış olup, bu durum karbon maliyetlerinin ihracatçıların gider kalemleri arasında yer almasına yol açmaktadır.
Ayrıca AB’deki alıcılar, Türk ihracatçılardan ürün bazlı emisyon hesaplamaları, doğrulanmış SKDM (CBAM) raporları ve kullanılan metodolojiye ilişkin ayrıntılı bilgiler talep edebilmektedir. Bu bilgilerin sağlanamaması hâlinde ihracat süreçlerinin aksaması, gümrükte ek maliyetler doğması veya ihracatın tamamen durması gibi sonuçlarla karşılaşılması mümkündür.
Bu nedenle, tedarik sözleşmelerinde karbon maliyetlerine ilişkin hükümler teknik ve hukuki açıdan doğru şekilde düzenlenmeli; yeni ve teknik niteliği yüksek bir alan olması nedeniyle uzman görüşlerinden yararlanılmalıdır. Karbon maliyetlerinin ticaret hayatında yeni bir gider kalemi olarak ortaya çıkması sebebiyle, şirketlerin finansal planlamalarını bu doğrultuda güncellemeleri gerekmektedir.
Şirketlerin ekonomik ve teknik olarak yeni sisteme hazır hâle gelmeleri durumunda, idari para cezaları başta olmak üzere mali risklerin azaltılması mümkün olacak; ayrıca vergisel avantajlar ve doğru yatırımlar sayesinde yeşil finansman imkânlarından yararlanma fırsatı da doğabilecektir.
Saygılarımızla,
Gülaç Hukuk Bürosu