Emeklilikte Hizmet Birleştirmesi Uygulamasına İlişkin Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Kararı Hakkında Bilgi Bülteni
- Giriş
Sosyal güvenlik sisteminde farklı sigortalılık statülerine tabi olarak çalışmış kişilerin hangi statüden emekli olacağı, özellikle SSK, Bağ-Kur ve Emekli Sandığı hizmetleri bulunan sigortalılar bakımından uzun süredir uygulamada tartışma konusu olmaktadır.
Bu kapsamda, Sosyal Güvenlik Kurumu (“SGK”) tarafından uzun yıllardır uygulanan hizmet birleştirmesi ve son yedi yıllık fiili hizmet süresi içerisindeki ağırlıklı sigortalılık statüsünün esas alınması yaklaşımı, bazı durumlarda sigortalıların daha geç emekli olmasına veya daha aleyhe aylık koşullarına tabi tutulmasına neden olabilmektedir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 15.04.2026 tarihli kararı (“Karar”) ise, sigortalının tek bir sosyal güvenlik statüsü kapsamındaki hizmetleriyle emeklilik koşullarını sağlayabildiği hallerde, aleyhine sonuç doğuracak şekilde hizmet birleştirmesine zorlanıp zorlanamayacağı sorusunu yeniden gündeme taşımıştır.[1]
Karar, özellikle SSK kapsamında yeterli prim gününe sahip olmakla birlikte, Bağ-Kur hizmetleri nedeniyle daha ağır emeklilik koşullarına tabi tutulan sigortalılar bakımından önem taşımaktadır.
Bu bülten kapsamında, söz konusu uyuşmazlığın özü, Karar’ın hukuki çerçevesi ile emeklilik planlaması ve sosyal güvenlik uyuşmazlıkları bakımından muhtemel etkileri değerlendirilmektedir.
- Uyuşmazlığın Özeti ve Olay Örgüsü
Karar’a konu uyuşmazlığın temelinde, SSK kapsamındaki prim günleri tek başına yaşlılık aylığına hak kazanmak için yeterli olan bir sigortalının, diğer sosyal güvenlik statülerindeki hizmetlerinin de hesaba katılması suretiyle daha aleyhe koşullara tabi tutulup tutulamayacağı sorusu yer almaktadır. Somut olayda davacı sigortalının;
- SSK kapsamında 6.730 gün,
- Emekli Sandığı kapsamında 450 gün,
- Bağ-Kur kapsamında ise 2.092 gün prime esas hizmeti bulunmaktadır.
Davacı, 28.03.2002 tarihinde yaşlılık aylığı tahsis talebinde bulunmuştur. Davacının SSK kapsamındaki hizmetleri, ilgili dönemde uygulanacak mevzuat bakımından 25 yıllık sigortalılık süresi ve 5.000 prim günü şartlarını karşılamaya yeterli olmasına rağmen, SGK tarafından mülga 2829 sayılı Kanun’un hizmet birleştirmesine ve son yedi yıllık fiili hizmet süresine ilişkin hükümleri esas alınmıştır.[2]
Bu değerlendirme sonucunda, davacının son yedi yıllık fiili hizmet süresinde Bağ-Kur kapsamındaki hizmetlerinin ağırlıklı olduğu kabul edilmiş ve davacı, SSK şartları yerine Bağ-Kur şartları çerçevesinde emeklilik işlemine tabi tutulmuştur. [3]
Davacı ise, Bağ-Kur hizmetleri dikkate alınmaksızın, SSK kapsamında yaşlılık aylığına hak kazandığının tespiti ve bu nedenle doğan aylık farklarının ödenmesi talebiyle yargı yoluna başvurmuştur.
İlk derece mahkemesi, sigortalının hizmet birleştirmesine zorlanamayacağı, sigortalının iradesinin ve lehine olan statüden emeklilik talebinin dikkate alınması gerektiği gerekçesiyle davayı kabul etmiştir. Bölge adliye mahkemesi de bu yaklaşımı yerinde bulmuştur.
Dosyanın Yargıtay incelemesine konu olması üzerine uyuşmazlık, nihayetinde Yargıtay Hukuk Genel Kurulu tarafından değerlendirilmiş ve sigortalının gerçek talebinin, dava dilekçesi ile yargılama sürecinin bütünü dikkate alınarak belirlenmesi gerektiği vurgulanmıştır.
- Hukuki Değerlendirme
Hizmet birleştirmesi, farklı sosyal güvenlik statülerinde geçen hizmet sürelerinin, yaşlılık aylığına hak kazanma koşullarının belirlenmesinde birlikte değerlendirilmesine imkân tanıyan bir sosyal güvenlik müessesesidir.
Bu kurumun temel amacı, sigortalının tek bir statü kapsamındaki hizmetleriyle emeklilik koşullarını sağlayamadığı durumlarda, diğer statülerde geçen hizmet sürelerinin de dikkate alınması suretiyle emeklilik hakkına erişimini kolaylaştırmaktır.
Bununla birlikte, hizmet birleştirmesinin sigortalının lehine değil, aleyhine sonuç doğurduğu durumlarda, bu müessesenin zorunlu ve otomatik şekilde uygulanıp uygulanamayacağı tartışmalıdır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun değerlendirmesinde öne çıkan temel yaklaşım, sigortalının açık iradesinin ve talebinin göz ardı edilmemesi gerektiğidir. Buna göre, sigortalının bir sosyal güvenlik statüsü kapsamındaki hizmetleri yaşlılık aylığına hak kazanması için yeterli ise, sırf farklı statülerde hizmetleri de bulunduğu gerekçesiyle sigortalının daha ağır koşullara tabi tutulması her durumda zorunlu kabul edilemez.
Karar’da ayrıca, dava dilekçesinin yalnızca sonuç talebiyle sınırlı ve dar biçimde yorumlanmaması gerektiği; dilekçenin açıklamalar bölümü, uyuşmazlığın gelişimi ve davacının yargılama boyunca ortaya koyduğu irade birlikte değerlendirilerek gerçek talebin tespit edilmesi gerektiği ifade edilmiştir.
Bu çerçevede, sigortalının talebinin yalnızca belirli hizmetlerin dışlanmasına ilişkin teknik bir talep olarak değil, esasen hangi statüden yaşlılık aylığı bağlanmasını istediğine yönelik bütüncül bir talep olarak değerlendirilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
- Karar’ın Uygulamadaki Olası Etkileri
Karar, özellikle birden fazla sigortalılık statüsünde hizmeti bulunan kişiler bakımından önemli sonuçlar doğurabilecek niteliktedir. Ancak Karar’ın her somut olay bakımından doğrudan ve otomatik sonuç doğuracağı kabul edilmemeli; sigortalının hizmet dökümü, tahsis talep tarihi, tabi olduğu mevzuat, son yedi yıllık fiili hizmet süresi, prim gün sayısı ve dava konusu talep birlikte değerlendirilmelidir.
Bu kapsamda Karar’ın uygulamadaki başlıca etkileri şu şekilde özetlenebilir:
-
- SSK prim günleriyle emeklilik hakkının korunması: SSK kapsamındaki hizmetleri tek başına emeklilik koşullarını sağlamaya yeterli olan sigortalılar bakımından, diğer statülerdeki hizmetlerin otomatik olarak hesaba katılması suretiyle daha aleyhe emeklilik koşullarının uygulanması tartışmalı hale gelmiştir.
Bu nedenle, özellikle Bağ-Kur hizmetleri nedeniyle daha geç emeklilik veya daha düşük aylık sonucuyla karşılaşan sigortalılar bakımından, somut durumun ayrıca hukuki değerlendirmeye konu edilmesi mümkün olabilecektir.[4]
-
- EYT kapsamındaki sigortalılar bakımından değerlendirme ihtiyacı: EYT düzenlemeleri yaş şartını kaldırmış olsa da, sigortalılık statüsüne göre değişen prim gün şartları önemini korumaktadır. SSK, Bağ-Kur ve Emekli Sandığı bakımından prim gün şartları farklılık gösterdiğinden, geçmişte SSK kapsamında yeterli prim gününe sahip olan ancak sonrasında şirket ortaklığı, esnaflık veya bağımsız çalışma nedeniyle Bağ-Kur kapsamına giren kişiler bakımından uyuşmazlıklar doğabilmektedir.
Karar, bu tür durumlarda sigortalının hangi statüden emekli olmak istediğine ilişkin iradesinin ve mevcut prim günlerinin dikkatle incelenmesi gerektiğini göstermektedir. Bununla birlikte, her EYT başvurusunda Bağ-Kur sürelerinin dışlanabileceği veya sigortalının doğrudan emekli olabileceği şeklinde genel ve kesin bir sonuca varılması doğru olmayacaktır.
-
- Hizmet çakışmaları ve statü uyuşmazlıkları: Çalışma hayatında aynı dönemde işçi, şirket ortağı, yönetici veya bağımsız çalışan sıfatlarının çakışması mümkündür. SGK’nın geriye dönük denetimleri sonucunda bazı hizmetlerin iptali, başka statüden tescil yapılması veya borç tahakkuk ettirilmesi gibi işlemler gündeme gelebilmektedir.
Bu tür uyuşmazlıklarda sigortalının fiili çalışma durumu, hizmetlerin çakışıp çakışmadığı, hangi statünün baskın olduğu ve sigortalının emeklilik bakımından hangi hizmetlerinin dikkate alınmasını talep ettiği somut olay özelinde değerlendirilmelidir.
-
- Geçmişe dönük talep hakkı: Benzer şekilde, geçmişte Bağ-Kur şartları esas alınarak daha geç emekli edildiğini veya daha düşük aylık bağlandığını ileri süren kişiler bakımından, geriye dönük aylık farkı ve faiz talepleri gündeme gelebilir.
Ancak bu tür talepler bakımından zamanaşımı, hak düşürücü süre, önceki tahsis işlemleri, kesinleşmiş yargı kararları ve SGK’ya yapılmış başvurular ayrıca incelenmelidir. Dolayısıyla Karar, benzer durumda olan herkes için kendiliğinden ve doğrudan ödeme hakkı doğuran bir düzenleme olarak değil, somut olayın özelliklerine göre ileri sürülebilecek önemli bir içtihat olarak değerlendirilmelidir.
- Sonuç
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun kararı, hizmet birleştirmesi kurumunun sigortalının aleyhine sonuç doğuracak şekilde otomatik ve zorunlu biçimde uygulanamayacağı yönündeki yaklaşımı güçlendirmektedir.
Karar uyarınca, sigortalının tek bir sosyal güvenlik statüsü kapsamındaki hizmetleriyle yaşlılık aylığına hak kazanması mümkün ise, farklı statülerdeki hizmetlerin de zorunlu olarak hesaba katılması suretiyle sigortalının daha ağır koşullara tabi tutulması her durumda hukuka uygun kabul edilmeyebilir.
Bu yönüyle Karar, özellikle SSK kapsamında yeterli prim günü bulunan ancak Bağ-Kur hizmetleri nedeniyle daha ağır emeklilik şartlarıyla karşılaşan sigortalılar bakımından önemli bir içtihat niteliğindedir.
Bununla birlikte, Karar’ın uygulanabilirliği her somut olay özelinde ayrıca değerlendirilmelidir. Sigortalının hizmet dökümü, tahsis talep tarihi, tabi olduğu mevzuat, SGK işleminin gerekçesi, başvuru ve dava sürecinde ileri sürülen talepler birlikte incelenmeden kesin bir sonuca varılması mümkün değildir.
Bu nedenle, farklı sosyal güvenlik statülerinde hizmeti bulunan ve emeklilik koşulları bakımından aleyhe sonuçla karşılaşan sigortalıların, SGK işlemlerini nihai kabul etmeden önce hukuki değerlendirme yaptırmaları önem arz etmektedir.
Saygılarımızla,
Gülaç Hukuk Bürosu
[1] Uyuşmazlık için bkz: Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2025/565 E. 2026/259 K. Sayılı ve 15.04.2026 tarihli kararı
[2] Uygulamada statü uyuşmazlıkları ve hizmet birleştirmesi sorunları hakkında bkz. Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) 2018/38 sayılı Emeklilik İşlemleri Genelgesi.
[3]SSK için 5000-5975, Bağ-Kur için 9000/7200 gün" şartlarının dayanağı olarak bkz: mülga 506 sayılı Kanun, mülga 1479 sayılı Kanun ve 5510 sayılı Kanun
[4] 7438 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ile 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun (Halk arasında bilinen adıyla EYT Kanunu).